Hikaye İstinye Park’taki popüler bir mağazadan satın aldığım bir takım elbise ile başlıyor. Göz alıcı mağazaya girdiğimde karşı karşıya kaldığım vasat hizmet beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak asıl sorun tadilat sürecinde yaşanan aksaklıkla başladı. Bu aksaklığa gösterdiğim tepkiye, başta tezgahtar, ardından mağaza müdürünün yanıtı terbiye sınırlarını bir yana bırakın küstahlık boyutunda gerçekleşti. Hemen şirket sahibinin ismine yaşadıklarımı detayları ile anlatan bir mektup yazdım. Yaklaşık 15 gün sonra şirketin Müşteri Hizmetleri sorumlusu beni aradı. Daha beni dinlemeden, “müşteri hizmetlerinde kendisi dahil üç kişinin çalıştığını, çok yoğun olduklarını, (eksik olmasınlar) benim mektubumu aydınlatmak için yarım gün harcadıklarını, kendileri bu kadar zor şartlarda çalışmalarına rağmen müşterilerin büyük bir böllümün bu durumu takdir etmediklerini, benim bir
akademisyen olarak halden anlayacağımı vs. vs. …” anlattı. Ne özür, ne çözüm! İnceden dokundurmaya devam. Ne mağaza müdürünü, ne de tezgahtara toz kondurmuyorlar.
Şimdi siz Türkiye’nin dört bir yanında onlarca mağaza açıyorsunuz. Hatta isminizi ikiye üçe bölerek farklı markalar yaratıyorsunuz. Bunların tanıtımı için milyonlarca liralık bütçe ayırıyorsunuz. Fakat en kritik mağazalarınızda dahi asgari ücretle beşinci sınıf eleman alıyor, müşteri hizmetlerinde müdür dahil üç kişi çalıştıabiliyorsunuz. Nokta.
Neden bunları anlattım? Devamı →







