Posts Tagged ‘Employer brand Management’

İşveren Markası: Çekici mi? Yoksa Seçici mi olmalı?

Marka denildiğinde akla sunulan vaat gelir. Bir markanın değerini sunduğu vaadin kapsamı ve bu vaadi yerine getirme düzeyi belirler. Özetle markanın hedef kitlesi için anlam taşıyan bir şeyler vaat etmesi ve bu vaadi yerine getirebilmesi çok önemlidir. Örneğin BMW müşterilerine güç ve performans, Volvo güvenlik, Mercedes prestij vaat eder.  Fakat bu markaların gücü söz konusu vaatleri yerine getirme derecelerine bağlı olarak farklılık gösterir.  Çünkü ürünü/hizmeti alan insanlar il etapta markanın temel vaadini test ederler. Eğer marka bu vaadi tümüyle yerine getiremezse bir anda değersizleşir. Şimdi Volvo’nun “güvenlik” yerine “güç ve performans” vaat ettiğini düşünün. Volvo satın alan hemen hemen hiç kimse “Aldığım araba reklamı yapıldığı kadar güçlü değil ancak oldukça güvenli. İyi ki satın almışım” demez.

Çünkü bu kişiler;

(1) Güvenlik değil güç/performans arayışındadır,
(2) Eğer güvenlik özelliği marka vaadi içinde yer almıyorsa bunu fark etmeleri zaten pek mümkün değildir ya da çok zaman alır.

Bu nedenle şirketler marka vaatlerini, sundukları ürün/hizmetlerin güçlü yönleri üzerine kurarlar. Ayrıca bu güçlü yönlerin müşteri için anlam taşıması son derece önemlidir.

Aynı durum İşveren Markası için de geçerlidir. İnsanlar bir şirkete, o şirketin sunduğu vaat için gelirler. Eğer kişi işe girdikten Devamı

İşe Alım Nasıl Yapılmalı? 10 Maddelik Yol Haritası

İşe alım sürecinde yapılan hatalara bir önceki yazımda değinmiştim. Şimdi bu hataların üstesinden nasıl gelinebileceği, bunun için nasıl bir sistem kurulması gerektiğini tanımlamaya çalışacağım.

İşe alım sürecinde yaşadığım kişisel tecrübeler, konu ile ilgili yaptığım tartışmalar ve bana ulaşan onlarca görüşü birleştirdiğimde 10 maddelik bir yol haritası çizebilirim.

1. İlk basamakta şirketiniz değerlerinden güç ana bir “İşveren Markası” yaratın. Bunu yaparken isteseniz de istemeseniz de zaten bir işveren markanız olduğunu unutmayın. Şayet bu imaj zayıf ise nitelikli adayların şirketinizin yanından geçemeyeceklerinden emin olabilirsiniz. Bunun yanında güçlü fakat gerçekleri yansıtmayan bir imaj, nitelikli olmasına rağmen şirketinizde uyum sorunları yaşayacak insanların kapınızda birikmesine yol açacaktır. Bu nedenle İşveren Markanızı içten dışa bir süreç izleyerek oluşturun. Dışarıya güçlü fakat doğru mesajlar verin.

2. Geleneksel ve sıkıcı iş tanımlarını ilanlarınızdan çıkartın. İlanları hazırlarken yüksek nitelikli çalışanları dikkate alın. Bu tür kişiler potansiyellerini kullanabilecekleri, gelişim ve kariyer fırsatları içeren işlerde çalışmayı arzularlar. Beceri ve tecrübeye dayalı sıradan işler ilgilerini çekmez. Bu nedenle ilanlarda yer alan “10 yıl yöneticilik tecrübesine sahip”, “tercihen yüksek lisans yapmış”, “C# programını iyi derecede kullanabilen” gibi ifadeleri ilanlarınızdan atın. Bunun yerine adayın Devamı

Seçici İşveren Markası Üzerine Bir Kaç Söz Daha

Seçici İşveren Markası yaratmak başlıklı yazıma “şirketimizin kapıları açık”, “kültürel çeşitlilik zenginliktir” şeklinde eleştiriler aldım.

Bunlar güzel temenniler…

Fakat kapıyı herkese açmanın maliyetli ve aynı zamanda riskli bir seçenek olduğu unutulmamalı. Çünkü işe alım süreci de (eğer ciddi yapılırsa) şirketler için önemli bir maliyet kalemi. 1000 kişi arasından 10 kişi seçmek ile 50 kişi arasından 10 kişi seçmek arasında ciddi fark var. Ayrıca sayı arttıkça nitelikli, şirketinize uyum sağlayabilecek adayları gözden kaçırma olasılığının artacağını unutmayın.

Bir de işin aday cephesi var. Eğer duruşunuzu başta net ortaya koyabilirseniz pek çok insanı boşu boşuna yormamış olursunuz. Reddedilmek hoş bir şey değildir. Devamı

Seçici İşveren Markası Yaratmak

Eğer İşveren Marka Yönetiminin amacını “yüksek nitelikli çalışanları şirkete çekmek” olduğunu düşünüyorsanız, varsayımlarınızı tekrar sorgulamanız gerektiğini söyleyebilirim.

Yaklaşık dört yıldır işveren markası konusunda düşünüyor ve yazıyorum. Bu süre zarfında çok sayıda şirketin konu ile ilgili uygulamalarını inceleme ve değerlendirme fırsatım oldu. Özetlemek gerekirse;

Kurumsal şirketlerimiz İşveren Markası kavramını çok sevdiler. İşveren Markası çalışmları kapsamında yapılanlar diğer İK faaliyetlerine göre daha somut olduğu için kaynak bulmakta güçlük çekmediler. İşin iyi tarafı yaptıkları yatırımın getirisini aldılar. İsimleri “En Gözde Şirketler” gibi listelere girdi. Çeşitli ödüller aldılar. Çalışmalarda tepe yönetimin dikkatini çekebildiler, hatta desteğini aldılar.

Kısacası İK alışılmadık bir şekilde ön plana çıktı. Ayrıca güçlü işveren markası oluşturabilenn şirketlerin yetenek havuzlarının niteliği belirgin bir şekilde yükseldi. Bu şirketler pek çok pasif adayın dahi kariyer hedefi haline geldi.

“Peki buradaki yanlış ne?” diye sorabilirsiniz. Yanlış olan husus; Devamı

“İşveren Markası” Ne Sağlar? “İşveren Marka Yönetimi” Nasıl Olmalı?

“İşveren Markası” ne nağlar? “İşveren Marka Yönetimi” nasıl olmalı? sorularının önem kazanmasının temel nedeni, “en iyi = en çok tercih edilen” denkleminin günümüz iletişim bombardımanı altında geçerliliğini yitirmesi. Araştırmalar artık en iyi işverenlerin her zaman en fazla tercih edilen işverenler olmadıklarını gösteriyor. Çünkü en iyi olmak ile bunu hedef kitleye anlatabilmek farkı hissettirebilmek oldukça farklı konular haline geldi.

Evet çok iyi bir şirket olabilir, çalışanlarınıza sektör ortalamasının üzerinde ücret, yan imkanlar, kişisel gelişim olanakları sağlayabilirsiniz. Tabi bu durumda tüm yaptıklarınızı en en ince ayrıntısına kadar anlatarak, insanların sağlamış olduğunuz ayrıcalıkları, farkınızı görmelerini isteyebilirsiniz. Bununla birlikte bu tür bir yaklaşım sizin güçlü bir işveren olarak algılanmanızı sağlamaz. Sadece kafaları karıştırır.

Neden mi? Çünkü maalesef yalnız değilsiniz. Gümüzde büyükşehirlerde yaşayan insanlar günde yaklaşık 1000-1500 arasında reklam mesajına maruz kalıyor. Normal bir kişinin bu denli yoğun bir iletişim bombardımanına dayanması mümkün değil. Bu nedenle zihin kendini korumaya alıyor ve mesajların % 99’una işlem yapmıyor. Örneğin gazetelerdeki sayfa sayfa reklamları, yanından geçtiğimiz billboarddaki ilanları,  internette yanıp sönen bannerları görsek de, bunlar üzerindeki yazılar zihnimizde herhangi bir iz bırakmıyor. Aralarından sadece bizimle doğrudan ilgisi olduğunu düşündüğümüz % 1’lik bir kısım dikkatimizi çekiyor. Bunların % 90’ını ise 24 saat içinde tamamen unutuyoruz.

Şimdi gelelim insanların unutmadıkları % 0.01’lik dilime nasıl gireceğimize. Araştırmalar, Devamı

Toplam 2 sayfa12